son dakika haberler, haber, haberler, magazin haberleri, sağlık haberleri, sağlık, turizm, turizm haberleri, ekonomi haberleri
Emekli Ağır Ceza Reisi Kerim Yılmaz raporu detaylı olarak analiz ederek önemli tesbitlerde bulundu. İşte Kerim Yılmaz'ın bu konudaki değerlendirmesi:
Uluslararası hukuk ve camiaya göre ''terör örgütü'' olan, sayılan PKK dışında ülkede terör olsun diyenler varmış gibi 'Terörsüz Türkiye' sloganıyla anayasaya aykırı biçimde oluşturulan komisyon nihayet raporunu açıkladı.
İşin aslı raporda; iktidarın devamını sağlayacak toplum mühendisliği yapılmasına zemin oluşturacak sloganlar dışında iddia ettikleri 'çözüme' yönelik ciddi bir şey yok.
İlk Hedefi ''Demokrasinin Güçlendirilmesi'' olan raporun, ülkemizi uluslararası tüm endekslerde dibe çeken çeyrek asırlık iktidar zihniyetinin komik bir ironisi olmuş.
İkincisi çok daha komik. Halkın ezici çoğunluğunu yoksulluk, yarısını açlık sınırı altında yaşamaya mahkum edenler, milyarlarca faiz ödemesi koydukları bütçeye yazmadıkları, ''Kalkınma ve Ekonomik Refah Artışı Hedefi'' ni rapora yazmışlar.
'Kritik Eşik' dedikleri, PKK diyemedikleri 'Örgütün Silah Bırakması' henüz aşılamamış olacak ki, tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi gene dercedilmiş.
Yani fesih kongresi, kaleş yakma tiyatrosu, öyle zafer nidaları gibi PKK'ya diz çöktürüp, teslim almaya yetmemiş. 'Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgüt tehdidinin sona erdiğinin ilanı ile sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinin hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktasını teşkil edecektir' denilerek açıkça itiraf edilmiş.
-Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere, silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek, amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç varmış. Silahların bırakılması süreciyle birlikte ele alınacak müstakil yasanın, sürecin sonuçlarını tümüyle ortadan kaldıracak ve demokratik siyaset zeminini güçlendirecek ölçüde kapsayıcı olması tavsiye edilmektedir- denilerek aslında sürecin iktidar açısından baştan beri amaçlanan 'yeni anayasa' konusunda yapılacak pazarlık ve destek şartına bağlanmış.
Silahı ve şiddeti reddeden bireylerin (teröristlerin) topluma yeniden kazandırılmasını, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini sağlayacak bir 'özel kanun' yapılması tavsiye edilmiş.
Bu kanunda; örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmayıp aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesi istenmiştir. Ardından bu kanunun kamu vicdanını ve toplumsal hassasiyetleri gözetmeli, kapsamı yorum yoluyla genişletilmeye müsait olmayacak şekilde net, bütüncül ve anlaşılır olma şerhi düşülmüştür.
Örgüt mensuplarının durumu, müstakil ve geçici kanun ile birlikte ayrıca ceza ve infaz hukukunda yer alan hükümlerden istifade edilerek hazırlanacak bir düzenleme ile mutlaka adli bir işlem yapılması gerektiği değerlendirilmeli, denilerek sonrasında oluşabilecek olumsuzlukların siyasal sonuçlarını yargıya yükleme cinliği gizlenmiş. Yasal düzenlemeler, 'toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalı' vurgusu bu yüzden yapılmıştır.
Yaptıklarından çok tedirgin olduklarından sorumluluğu yargıya yükleme de yetmemiş. Ayrıca 'bu süreçte görev alanlar, komisyonunun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması' istenmiştir.
Toplumsal Bütünleşme başlığında; Süreçte örgüt mensuplarının silahları bırakarak toplumsal düzene adapte olabilecek dönüşümü gerçekleştirmeleri hedeflenmelidir. Bu nedenle süreç, kişilerin toplumsal hayat içerisinde yaşamını idame ettirebilmesine yönelik tedbirleri içeren, kamu düzenine uyumuna ve toplumla bütünleşmesine yardımcı olacak hazırlık çalışmalarını kapsamalıdır.
Herkesin 'ortak geleceğe eşit fırsatlarla dâhil olmasına dayanan kapsayıcı bir anlayışı ve buna yönelik politikaların belirlenmesini zorunlu kılmaktadır', sözüyle aslında örtülü biçimde bir 'af' gerektiği vurgulanmıştır.
Demokratikleşmeye ilişkin önerileriyle, yargılama ve infaza ilişkin tavsiyelerini ciddiye almak değil de 'takiyye'yi göstermek için özetleyelim.
-AİHM ve AYM içtihatları ile tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler bağlamında gözden geçirilerek infaz adaletini esas alan bir temelde yeniden ele alınması,
—-Seçilmiş milletvekili Can Atalay'ı anayasaya açıkça aykırı olarak 3 yıldır hapseden, AYİM kararına uymayanı Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçerek mi olacak?
-Mahkûmların infaz süreçlerinin, koşullu salıverilme şartları ile infaz süreleri de dâhil olmak üzere ceza hukukunun evrensel ilkeleri kapsamında daha adil, daha eşitlikçi ve daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması,
---Cezaevlerinin kapasitesine göre 'doldur-boşalt' taktiğiyle yasa çıkarıp kamu düzenini bozan ne kadar kriminal tip varsa sokağa salanlar mı yapacak?
- AİHM ile AYM'nin yerleşik içtihatları doğrultusunda, tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas alınmasına özen gösterilmeli, kanundaki tutuklama şartlarına bağlı kalınarak, tutuklamanın istisna olduğu ilkesine uygun biçimde mevzuat gözden geçirilmeli...
---Yatarı olmayan suçlardan aylarca belediye başkanlarını içerde tutan, eleştirel tvit atanı sabahın köründe yakalayıp içeri atanlar mı bunu yapacak?
-Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun hak ve özgürlükleri genişletecek ve hakkın özünü muhafaza edecek şekilde yeniden düzenlenmesi...
---Hiç gerek yok, yasa bu haliyle bile özgürlükçü olarak pekala uygulanabilir. Siyasallaşan yargı oldukça yasa değişince ne değişecek? Bilal Erdoğan'a miting için açılan köprülerin satılmasın diyen muhalefete kapanmasının sebebi yasa mı?
-Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli ve ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken eylemler terör suçu sayılmamalı...
---Sayan kim, bunu neden yapıyor, kermese katılan, döner satanlar şiddete karıştıkları için mi terörist oldular?
-Haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bu hükme bağlı olarak uygulamada basın özgürlüğünü sınırlayıcı sonuçlar doğuran yasalar hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınmalı...
---Muhalif medya organlarını normal bir eleştiride kapatıp, malına, alet edavatına elkoyanlar mı yapacak?
--- Buna yeltenen AKP'li Davutoğlu başbakanlıktan alaşağı edilmişken, toplumsal etik değerlerinin tümünün içi boşaltılmışken etik ne, yasa niye?
-Anayasa'dan kaynaklanan idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun olarak kullanılması; başkanın kanunda yer alan sebeplerle görevden el çektirilmesi durumunda sadece belediye meclisi tarafından seçim yapılması hususunda mevzuatın düzenlenmesi...
--- CHP'li belediyeleri silkeleyin talimatı verip, yargıyı silah gibi kullanarak, kimini hapse atarak, kimini korkutarak yok etmeye çalışanlar mı idari vesayeti kaldıracak?
Yargı ve asker vesayetini kaldırmak için 2010 ve sonraki anayasa değişiklikleri ile Ergenekon, Balyoz vb kumpas davalarını hatırlayın. Sonrasında kurulan sivil vesayetin adaletsiz düzeninde toplumun boğulmasını bir düşünün.
Sonuç olarak; Rapor tümüyle slogandan ve kaydı hayat şartıyla başkanlık için siyaset mühendisliğinden ibarettir. Hayata geçirilmesi gereksiz olduğu gibi bu konjoktürde imkansızdır.
Ancak; Terörist başını muhatap alarak yürütülen bu süreç; terörizmi meşrulaştırması, vatanseverliği kötülemesi, devleti acizleştirmesi açısından milletimizin duygu dünyasında çok büyük bir hayal kırıklığı olmuştur.
Türk milleti sessizce izlediği böylesi süreçlerin sonunda çıkan raporlara filan bakmaz. En azından kendi hayatında yaşananları bilir ve kolay kolay unutmaz.
Zahiren bilmez, anlamaz görünürde arkada dönen dolabın merkezini de dolapçıların ciğerini de bilir. Genelde tüm tarih özelde Anadolu hakimiyetinden bu yana zihni genetik hafızası bu tür savrulmaların sonrasında başına gelecek olanı hatırlatır. İnanıyorum ki bu millet, bu sahte ve dıştan zorlama sürecin baş, orta aktörlerini ve figüranlarını günü geldiğinde buruşturur ve tarihin çöp sepetine atar.
İnşallah yaşayacak ve hep birlikte göreceğiz…